| |
|
|
|
Matbaa Tarihi |
|
|
|
Perþembe, 19 Aðustos 2004 |
MATBAA Baský makinesi olarak bilinen “matbaa” Arapça asýllý bir kelimedir. Basýmevi, basým yeri, baský aleti gibi anlamlarda kullanýlmaktadýr. Allah’ü Teala insan olan Hz Adem’e peygamberlik vermesinden sonra emir ve yasaklarýný bildirmek için kitap gönderdi. sonralarý insanlarý pek çok ilimle þereflendirdi ve bununla ilgili pek çok kitap okunup yazýldý. Bu kitaplar ilk zamanlarda elle yazýldýysa da zamanla daha çok kimsenin faydalanabilmesi için çoðaltma yollarý araþtýrýldý. Ýþte bu aþamada matbaa kavramý ortaya çýkýyor. Gutenberg matbaayý icat eden adam olarak bilinir. Halbuki matbaayý ilk kullananlar Çinlilerdir hatta araþtýrmalara göre; Çinlilerden sonra doðu Türkistan’da kullanýlmýþ daha sonra islamiyeti yaymak gayretiyle Semerkand ve diðer Orta Asya þehirlerine giden Müslüman Arap tüccarlar kaðýt ve baský tekniðini görerek memleketlerinde uygulamaya baþlamýþlardýr. Kuzey Afrika’dan Ýspanyaya geçen ve devlet kuran Endülüs Emevileri de matbaa ve baský tekniðini de kullanmýþlardýr.Ýþte; Ticaret ve ilim öðrenmek için Endülüs’e giden Avrupalýlar da matbaayý bu sayede tanýyor. Matbaayý keþfeden olarak bilinen Gutenberg ise bu bilinen baský tekniðini geliþtirmiþ ve yeni bir sistem getirmiþtir. Gutenberg hakkýnda çok fazla bilgi yok. Mainz de doðdu, mesleði ise kuyumculuk, mücevher-týraþlýktýr. Strazburg’a gidiyor ve bir basýmevine ortak oluyor. Ayrýca ayna fabrikasýnda çalýþtýðý bazý kaynaklarda yer alýr. Bu dönemdeki kitaplar her sayfa için ayrý ayrý elle oyularak yapýlan tahta bloklar kullanýlarak basýlýrdý ve aðaç kalýplara oyulan bu sayfalar iþi bitince atýlýr ve yeni sayfa için tekrar ayný iþlemlerin yapýlmasý gerekirdi bu da basým iþlerinin çok yavaþ ve aþýrý emek isteyen bir uðraþ haline getiriyordu. Ýhtiyaçlarýn gerekleridir buluþlar, geliþmeler.Bunun bir sonucu olarak Gutenberg de ilk defa olarak alfabenin her harfi için ayrý metal kalýplar hazýrlamanýn yollarýný araþtýrmaya baþlýyor. Bunun için düþük ýsýlarda eriyebilen alaþým bulmak gerekiyordu ki harf kalýplarýna kolayca dökülebilsin ve mürekkep de o þekilde olmalýydý ki metalden kalýba kolayca basýlabilsin. Gutenberg’in aklýna üzüm ezmekle kullanýlan presi matbaacýlýkta uygulama fikri geliyor. Fakat bunlarý gerçekleþtirecek sermayeye sahip deðildir. kuyumcu ve avukat olan Johann Fust’la tanýþýyor ve bu sorunu halletmede onu ikna ediyor ama herþey yolunda gitmiyor ve ilk kitaplarý basar basmaz aralarý açýlýyor, fust mahkeme açarak davayý kazanýyor. Gutenberg’in elindeki tüm aletleri alýp damadýyla matbaayý iþletmeye devam ediyor. Mustafa Armaðan Zaman Gazetesindeki 28/05/2002 tarihli yazýsýnda þu soruyu soruyor; ” matbaayý gerçekte kuran kiþi kim? “Gutenberg mi; yoksa Fust mu? Devamýnda ise cevap verici nitelikte þunlarý yazmýþ “Fust diyenler, -sermayedarýn bu iþe aklý yatmasaydý Gutenberg büyük buluþunu nasýl gerçekleþtirebilirdi? Sorusunu soruyorlar haklý olarak. Gutenberg cephesi ise Fust ‘u paragöz olmakla suçluyor ve adýný Goethe’nin eserinin kötü kahramaný olan Faust’a çevirerek söylüyorlar. Ýþin aslýna bakýlýrsa sonraki matbaacýlýk serüvenlerine bakýldýðýnda Fust’un daha baþarýlý olduðu ortada. Damadýyla birlikte bastýðý “mezmurlar” (1457), basýmcýnýn ve yayýmcýnýn, basým tarihi ve yerinin yazýlý olduðu ilk kitap olarak sunulmuþtur piyasaya. Üstelik Gutenberg, Fust un saðladýðý imkanlarla bastýðý Latince Ýncil’den sonra bir daha doðru dürüst kitap çýkartamamýþ, Ýstanbul’un fethinin ardýndan bastýðý ve Avrupa’yý Osmanlý tehlikesine karþý uyaran “Türk takvimi” (1454), bazý Endülijans mektuplarý (hani þu Hristiyanlar’a cennette tapu satan belgeler) ve bazý dilbilgisi kitaplarý dýþýnda pek fazla bir varlýk gösterememiþ zaten hayatýnýn son yýllarýnda görme melekesini kaybedip sefalete düþmüþ ve son yýllarýnda bir baþpiskoposun himmetiyle karnýný doyurabilmiþtir.”" Matbaanýn bize aþina diðer ismi de Ýbrahim Müteferrika… bilindiði gibi kendisi Osmanlý devletinde ilk matbaayý kuran kiþidir. Kýsaca kendisinden bahsetmek gerekirse; Macar asýllýdýr. Protestanlýk üzerine eðitim görmek isterken Osmanlýlara esir düþüyor ve daha sonra Ýslamiyet’i tanýyýp kabul ediyor. Müteferrika; haberleþme konusunda devlete hizmet etmiþtir. Öðrencilik yýllarýnda öðrendiði basýmcýlýðý Osmanlý devletinde baþlatmak amacýyla giriþimlerde bulunuyor.O sýrada yeniliklere açýk olan sadrazam damat Ýbrahim paþa ile aralarý iyi olduðu için basýmevi kurulmasýna izin veriliyor hatta þeyhülislamdan fetvasý bile alýnýyor fakat bastýðý kitaplarla beklediði ilgiyi göremiyor ve ölümüyle birlikte basýmevi kapatýlýyor. Matbaa geliþtirilmiþ ve Osmanlýda da kullanýlmaya baþlanmýþtýr ama bu büyük gecikmenin nedenleri de merak edilmektedir… düþünün…. biz matbaayla Avrupa’dan 270 yýl sonra tanýþtýk. Genelde bunun sebepleri arasýnda hattatlarýn karþý koymasý zikredilir…sebebi ise hattatlýk ekmek yedikleri bir zanaattir … dolayýsýyla bu zanaatýn yok olmasý tedirginliðini yaþýyorlar. Birde devletin ve din adamlarýnýn da engellemiþ olmalarý da denilegelmiþtir. Mustafa Armaðan ise yine Zaman Gazetesindeki ayný yazýsýnda bu gecikmenin nedenlerini ne din ne de devlet adamlarý tarafýndan engellenmediðini; bunun çok daha karmaþýk ve mündemiç sebeplere baðlý olduðunu belirtiyor.Bugün Türkiye’deki okuma yazma oranýndaki düþüklüðün bunun en açýklayýcý göstergesi olduðuna dikkat çekiyor.Bununla ilgili bir baþka yazýsýnda ise Armaðan þunlarý ifade etmiþ: “Matbaanýn ülkemize geç gelmesine din adamlarýnýn veya sayýlarý 90 bini bulan hattatlarýn sebep olduðu tekrarlanýr durulur. Oysa o yýllarda nüfusunun 650 bin olduðunu bildiðimiz Ýstanbul’da yalnýz hattatlýkla geçinen 90 bin kiþinin (aileleriyle birlikte düþünürsek 450 bin kiþinin) varlýðý imkânsýz. Ýstanbul’da sadece hattatlar mý yaþýyordu? Matbaanýn geç gelmiþ olmasýnýn sebebi, bizim toplumun okumaya karþý merakýnýn olmayýþýdýr. Nitekim ilk matbaamýzýn kurucusu Ýbrahim Müteferrika, sadece 17 kitap basabilmiþ ve bu kitaplardan çoðunu satamamýþ, sonunda iflas noktasýna gelmiþ ve ölmeden üç yýl önce matbaayý kapatmak zorunda kalmýþtý. Öldükten sonra da terekesinden basýp da satamadýðý yüzlerce cilt kitap çýkmýþ olmasý bunu gösteriyor. Zannediyoruz ki, halk matbaa açýldýðýnda kitap almak için kuyruða girmiþti. Müteferrika bütün parasýný kitaplara yatýrmýþ ama iflas etmiþti. Çoðumuz bilmez, 1742 ile 1784 arasýndaki 42 yýl yine matbaasýz kalmýþtýk. Yani matbaa geldi, þakýr þakýr kitaplar basýldý, insanlar kitaplarý kapýþtý, ilim irfan geliþti, kalkýndýk diye bir þey yok” Matbaa bulunduðu yüzyýlda bugünkü bir internetin bulunuþu kadar önem arzetmekte…öyleki; ‘Üç kiþi sadece üç ay süreyle çalýþarak bir kitabý üçyüz adet basmayý baþardý.Eðer kalemle yada kaz tüyü kullanarak yazmýþ olsalardý, bu baþarýyý saðlamaya bu üç kiþinin toplam ömürleri yetmezdi’ Matbaanýn geliþi ile hattatlýk ise bir sanat olarak yerini almýþtýr.
|
|
|
|
|
|